Önerilen Aramalar

Rekabet Kurumu Tarafından Yürütülecek Soruşturmalarda Uygulanabilecek Uzlaşma Usülüne İlişikin Yönetmelik

9.08.2021

Tüm Makaleler
Uzlaşma mekanizması, açık ve ağır ihlaller de dahil olmak üzere tüm rekabet ihlallerinde uygulanabilecektir.
Aşağıda detaylı olacak açıklayacağımız üzere, bu konunun yakın bir geçmişi bulunmakta ve ihlali gerçekleştiren taraf için önemli bir fırsat yaratmaktadır. Şöyle ki, uzlaşma usulü sonucunda, uzlaşmaya taraf olanlara, uzlaşma söz konusu olmasaydı soruşturma neticesinde uygulanacak olan idari para cezasında minimum %10 olmak üzere %25’e kadar indirim uygulanabilecektir.

Bu sebeple, uzlaşma usulünün kurumlar tarafından önemle ele alınması ve olası bir soruşturma sürecinde değerlendirilmesi çok büyük önem arz etmektedir.

16 Haziran 2021 tarihli düzenleme ile uzlaşma prosedürü mevzuata kazandırılarak 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“RKHK”) 4. ve 6. maddelerinde belirtilen rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve kararlar ile hakim durumun kötüye kullanılması niteliğindeki davranışlar çerçevesinde yürütülecek soruşturmalara ilişkin ek bir çözüm yolu olarak uzlaşma seçeneği getirilmişti.

Bu kez de uzlaşma sürecine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amacıyla, Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar İle Hâkim Durumun Kötüye Kullanılmasına Yönelik Soruşturmalarda Uygulanabilecek Uzlaşma Usulüne İlişkin Yönetmelik (“Uzlaşma Yönetmeliği”) 15 Temmuz 2021 tarihli ve 31542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Uzlaşma Yönetmeliği, yayımı tarihinde yürürlüğe girmiş olup 15 Temmuz 2021 tarihi öncesinde başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş olan soruşturmalar hakkında da uygulanacaktır.

Uzlaşma Prosedürü’nün Genel İlkeleri Nelerdir?
Uzlaşma Yönetmeliği kapsamında ortaya konan genel uzlaşma ilkeleri aşağıdaki gibidir;
  • Uzlaşma usulü, Rekabet Kurulu (“Kurul”) soruşturmaya başladıktan sonra, soruşturma taraflarının -yazılı olarak Rekabet Kurumu’na (“Kurum”) sunacakları- talebi üzerine veya resen başlatabilecektir. 
  • Uzlaşma sürecinin resen başlatılması halinde soruşturma tarafları, uzlaşma davetinin kendilerine tebliğinden itibaren 15 gün içinde uzlaşma görüşmelerine başlamak isteyip istemediklerini Rekabet Kurum’una yazılı olarak bildirmelidirler, aksi halde bu süre geçtikten sonra yapılan bildirimler dikkate alınmayacaktır.
  • Uzlaşma usulünün başlatılmasında Rekabet Kurul’u tarafından (i) soruşturma taraflarının sayısı, (ii) soruşturma taraflarının önemli bir kısmının uzlaşmaya başvurup başvurmadığı, (iii) ihlalin kapsamı ile delillerin niteliği ile (iv) soruşturma taraflarıyla ihlalin varlığına ve kapsamına ilişkin ortak bir kanaate ulaşmanın mümkün olup olmadığı hususları göz önüne alınacaktır.
  • Rekabet Kurul’u, ihlalin varlığı ile kapsamını kabul eden soruşturma tarafları ile soruşturma raporunun tebliğine kadarki süreçte uzlaşabilecektir.
  • Uzlaşma usulü sonucunda idari para cezasında %10 ila %25 aralığında indirim uygulanabilecektir. Hesaplanan azami idari para cezasının teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin uzlaşma nihai kararından bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya uzlaşma nihai kararı tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan yıllık gayri safi gelirlerinin %10’unu aşması halinde, bu oranı aşan para cezaları, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin yıllık gayri safi gelirlerinin %10’una indirilerek uzlaşma indirimi bu miktar üzerinden uygulanacaktır.
  • Uzlaşma süreci ile birlikte pişmanlık başvurusunun da bulunması halinde, her iki indirim oranı toplanarak birlikte uygulanabilecektir.
  • Sürecin uzlaşma ile neticelenmesi halinde, idari para cezası ve uzlaşma metninde yer alan hususlar, uzlaşmanın taraflarınca dava konusu yapılamayacaktır.
  • Uzlaşma prosedürünün; (i) yürütülmekte olan uzlaşma sürecinden beklenen usuli faydanın sağlanamayacağının veya soruşturma taraflarıyla ihlalin varlığına ve kapsamına ilişkin ortak bir kanaate ulaşmanın mümkün olmadığının anlaşılması, (ii) delillerin karartılması tehlikesinin bulunması veya (iii) gizlilik yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde tarafların tamamı veya bir kısmı için sona erdirilmesine karar verilebilecektir.
Uzlaşma Görüşmeleri
Uzlaşma Yönetmeliği kapsamında uzlaşma görüşmelerine ilişkin belirlenen esaslar aşağıdaki gibidir;
  • Uzlaşma görüşmelerinin başlamış olması, uzlaşma taraflarının, isnat edilen ihlali kabul ettiği anlamına gelmemektedir.
  • Uzlaşma tarafları, uzlaşma metninin sunulmasına kadar uzlaşma sürecinden çekilebilecektir.
  • Birden fazla uzlaşma tarafı ile uzlaşma görüşmelerine başlanması halinde görüşmeler ayrı ayrı yürütülecektir.
  • Görüşmeler kapsamında, soruşturmanın güvenliğinin tehlikeye düşmemesi koşuluyla uzlaşma tarafları; (i) hakkında ileri sürülen iddiaların içeriği, (ii) isnat edilen ihlalin niteliği ve kapsamı, (iii) uzlaşma tarafının, bilgilendirilmesi amacıyla sınırlı olmak ve ticari sırlardan ve gizli bilgilerden arındırılmak kaydıyla, taraf hakkındaki ihlal isnadına dayanak teşkil eden başlıca deliller, (iv) sürecin uzlaşma ile neticelenmesi halinde uygulanabilecek indirim oranı ve (v) uzlaşma tarafına verilebilecek idari para cezası aralığı hakkında bilgilendirilecektir.
Uzlaşma Ara Kararı ve Uzlaşma Metni
Rekabet Kurul’u tarafından uzlaşma görüşmelerinin tamamlanmasını takiben sürece ilişkin ara karar verilecek olup ara karar kapsamında; (i) ihlalin niteliği ve kapsamı, (ii) azami idari para cezası oranı ve miktarı, (iii) uygulanacak indirim oranı, (iv) uzlaşma metninin Rekabet Kurumu’na gönderilmesi için verilecek ve 15 günü aşmayacak kesin süre ve (v) bu süre içerisinde uzlaşma metninin gönderilmemesi halinde Rekabet Kurul’unun ara kararda yer verilen hususlarla bağlı olmayacağına yer verilecektir.

Uzlaşma ara kararında yer verilen bu hususlar, uzlaşma taraflarınca müzakere konusu yapılamayacaktır.

Uzlaşma tarafının, uzlaşma ara kararında bildirilen hususları kabul etmesinin ardından sunulacak olan uzlaşma metni taraflarca imzalanacaktır. Uzlaşma metni kapsamında; (i) uzlaşma tarafının ihlalin varlığını ve kapsamını kabul ettiğine dair açık beyanı, (ii) uzlaşma tarafına ihlal nedeniyle verebilecek azami idari para cezası oranı ve miktarı ile bu ceza oranının ve miktarının kabul edildiği, ve (iii) idari para cezasının ve uzlaşma metninde yer alan hususların uzlaşma tarafınca dava konusu yapılamayacağı hususlarına yer verilecektir.

Usulüne uygun şekilde sunulan uzlaşma metni geri çekilemeyecek olup; uzlaşma metninde eksiklerin bulunması halinde ise, Rekabet Kurul’u, bir defaya mahsus olmak üzere eksikliklerin giderilmesi için 7 günlük süre verebilecektir.

Uzlaşma Nihai Kararı ve Sürecin Sonlandırılması
Uzlaşma metninin Rekabet Kurum’u kayıtlarına girmesini takip eden 15 gün içinde, Rekabet Kurul’u tarafından ihlal tespitnin ve idari para cezasının yer aldığı bir nihai karar ile ilgili taraf bakımından soruşturma sonlandırılacaktır.

Uzlaşma nihai kararında ayrıca (i) uzlaşma tarafı hakkında ileri sürülen iddiaların içeriği, (ii) ihlalin niteliği ve kapsamı, uzlaşma tarafı hakkında ihlal tespitine dayanak teşkil eden deliller, (iii) uygulanan indirim oranı ve verilen idari para cezası ve (iv) ihlalin varlığı ile idari para cezasının uzlaşma tarafınca kabul edildiği hususlarına yer verilecektir.

Sürecin Uzlaşma ile Sonuçlanmaması
Uzlaşma Yönetmeliği kapsamında, aşağıdaki durumların varlığı halinde sürecin uzlaşma ile sonuçlanmayacağı ve olağan soruşturma usulünün takip edileceği belirtilmiştir;
  • Uzlaşma tarafının, uzlaşma metnini Rekabet-Kurul’u tarafından belirlenecek olan ve 15 günü aşmayacak- süresi içinde göndermemesi,
  • Gönderilen uzlaşma metninde bulunan eksikliklerin süresi içinde giderilmemesi,
  • Rekabet Kurulu’nun uzlaşma sürecinin sona erdirilmesine karar vermesi veya uzlaşma tarafının uzlaşma sürecinden çekilmesi
Sürecin uzlaşma ile sonuçlanmaması, Rekabet Kurulu’nun gönderdiği davetin kabul edilmemesi veya süresi içerisinde bu davete cevap verilmemesi hallerinde tekrar uzlaşma talebinde bulunulamayacaktır.

Son olarak, uzlaşma tarafı, uzlaşma görüşmelerinin içeriğini ve bu görüşmeler kapsamında eriştiği bilgi ve belgeleri varsa diğer soruşturma tarafları bakımından verilecek nihai karara kadar gizli tutmak zorundadır.

Gizlilik yükümlülüğünün ihlalinin, uzlaşma nihai kararı sonrasında tespit edilmesi halinde, bu karar geri alınarak ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliği hakkında yeni bir soruşturma başlatılabilecek ve bu yeni soruşturmada verilecek idari para cezasının belirlenmesinde ağırlaştırıcı unsur olarak da kabul edilebilecektir.

Uzlaşma Yönetmeliği’nin tam metnine ulaşmak için, lütfen tıklayınız.

Duygu Bozkurt Kadirhan, Kıdemli Avukat
Burak Batı, Avukat

İlgili Çalışma Alanları
Benzer Makaleler
Yazımız kapsamında, En Çok Kayrılan Müşteri koşulunun tanımı ile ticaret hayatındaki temel fonksiyonu ve Türk Rekabet Hukuku kapsamındaki yeri değerlendirilecektir.
Bu makale İcra ve İflas Kanunu’nda Değişiklik Yapan Torba Kanu’nun ne getirdiğine değinmektedir.
2019 yılı Aralık ayından beri hayatımızda yer alan Koronavirüs (“Covid-19”) ile birlikte maskeli, sosyal mesafeli yaşam tarzı yeni normal haline geldi.
Avrupa ve Amerika’da yaklaşık kırk yıla yakın bir süredir uygulanan uyuşmazlık çözüm yöntemi olan arabuluculuk kurumu günümüzde ülkemizde de en sık kullanılan alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden birisidir.
Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Konvansiyonu’nun (“Singapur Konvansiyonu/Konvansiyon”) Onaylanması Hakkında Karar (“Karar”), 22 Nisan 2021 tarihli ve 31462 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Karar ile beraber, Konvansiyon’a ilişkin iç hukuk onay süreci tamamlanmış olup Konvansiyon, 22 Ekim 2021 tarihinde yürürlüğe girecektir.
Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun (“Kanun”), 19 Aralık 2018 tarihli ve 30630 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun uyarınca, arabuluculuk ile ilgili oldukça önemli düzenlemeler mevcuttur. 1 Ocak 2019 tarihi itibariyle yürürlüğe girecek olan düzenleme uyarınca konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerine ilişkin ticari davalarda arabuluculuk dava şartı haline getirilmiştir.
“Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara (“Karar”) İlişkin Tebliğ’de (Tebliğ No: 2008-32/34) (“Tebliğ”) Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2018-32/51)” (“Değişiklik Tebliği”) 6 Ekim 2018 tarihli ve 30557 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Kaynağını İsviçre Federal İcra ve İflas Kanunu’ndan alan ve yürürlüğe girdiği 1932 yılından beri metninde birçok kez değişiklikler yapılan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda Türkiye’de toplumsal ihtiyaçların değişmesi ve genel ekonomide meydana gelen gelişmeler sebebiyle, mali yönden güçlük yaşayan şirketlerin faaliyetlerinin devam etmesi bir başka deyişle iflas etmelerinin önüne geçilmesi amacıyla bazı kurtuluş çarelerine yer verilmişti. Bunlara örnek olarak “mal varlığının terki suretiyle konkordato”, “iflasın ertelenmesi” ve “uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma” verilebilir. Her ne kadar kanunda birden fazla kurum yer alsa da, özellikle “iflasın ertelenmesi” dışındaki kurumların işleyişine ilişkin maddelerin süre ve usul bakımından uygulanmasında yaşanan zorluklar sebebiyle ticari anlamda güç durumda olan tacirler son yıllarda sadece “iflasın ertelenmesi” kurumuna başvurmakta idi. Bu kurum yıllar geçtikçe amacından sapmış ve erteleme talep eden tacirin mali durumunu iyileştirmekten çok, alacaklıların alacaklarına kavuşmasına engel olan ya da sürüncemede bırakan bir kurum haline gelmiştir.
Elektronik ticaretin günümüzdeki önemi tartışılmaz. E-ticaret hacminin gittikçe arttığı bugünlerde, e-ticaret işlemlerinde Rekabet Hukukunun da geliştiğini görüyoruz.
Çeşitli gelişmeler karşısında ülke ekonomisinin büyüme hızını arttırmak ve bu suretle kalkınmasını sağlamak için dünyadaki ekonomik ve politik riskler ile yakın coğrafyamızda yaşanan bölgesel olayların ekonomi üzerindeki muhtemel etkisini bertaraf etmek ve müteşebbislerin iş ve yatırım kararlarına daha sıhhatli bir şekilde odaklanmalarına imkan sağlamak, AR-GE faaliyetlerinin desteklenmesi ve ülkemize yönelik yatırımların arttırılması amacıyla, özel sektörün kamuya olan borç yükünün azaltılarak borçlara taksitle ödeme imkanları getirilmekte ve ihtilafların sulh yoluyla sonlandırılmasını ve vergi incelemesinde olan konuların dava yoluna gidilmeksizin çözümlenmesini sağlamak üzere çeşitli düzenlemeler yapılmaktadır.
Yüzyıllardır Aile Şirketlerinde sürdürülebilirliği sekteye uğratan faktörlerden başlıcası hissedarlar arası uyuşmazlıklar olmuştur. Aile büyüdükçe hissedarlık tabanının da genişlemesi, daha fazla hissedar ve daha fazla çatışan görüş ortaya çıkaracaktır. Genişleyen hissedarlık yapısı içerisinde hissedarlardan birisinin payını 3. kişiye devir suretiyle çıkış planı gibi iradi sebepler ya da hissedarlardan birisinin kaybı, boşanması veya payının cebri icra yolu ile alacaklı bir başka kurum ya da kişiye intikali neticesinde Şirketin kurumsal yapısı ile bağdaşmayabilecek hissedarların Şirkete girişinin önü açılabilecek; Şirket operasyonlarını etkileyebilecek kilit durumlar dahi ortaya çıkabilecektir. Şirketler nezdinde gerek iradi gerekse irade dışı pay devirlerine karşı getirilecek bazı sınırlamalar veya mevzuatın çok başvurulmayan bazı enstrümanları Aile Şirketlerinde hissedarlık yapısının korunması ve Şirketin sürdürülebilirliğe giden yolda ilerleyişini kolaylaştırmaktadır.
Son yıllarda en büyük şirketlerden küçük işletmelere kadar hedef ayırt etmeksizin giderek artan siber saldırıların global olarak yol açtığı zararların 2021 yılından itibaren yıllık 6 trilyon dolara çıkması beklenmektedir. İletişim, hizmet ve para akışının sanal ortama taşındığı dünyamızda hem özel sektör hem de kamu kurum ve kuruluşları için siber tehditler varlığını giderek daha fazla hissettirmektedir.
Mali Suçları Araştırma Kurulu (“MASAK”) tarafından hazırlanan Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcıları İçin Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Yükümlülüklere İlişkin Temel Esaslar (“Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcıları Rehberi”) 4 Mayıs 2021 tarihinde MASAK internet adresinde yayımlanmıştır.
İlk kez 2020 arifesinde rapor edilen ve 2020’nin ikinci çeyreğine girilmesiyle bir pandemiye dönüşen COVID19 toplumları her seviyede etkileyerek yaşam tarzlarını ve iş yapma süreçlerini sekteye uğrattı, zaman zaman askıya alınmasına sebep oldu, ya da hızlı bir değişime zorladı.
Tüm Dünyayı ve dolayısıyla da ülkemizi de etkisi altına alan ve özellikle de perakende, lojistik, sağlık, otomotiv, tekstil gibi sektörlerin işleyişinde ve sürekliliğinde aksamalara sebep olan COVID-19 salgınından en çok etkilenen sektörlerin başında perakende sektörü gelmektedir.
COVID-19 salgını çerçevesinde alınması gereken acil durum önlemleri kapsamında icra ve iflas işlemleri yönünden de tedbir alınması gerekmiş, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (“Kanun”) “II-FEVKALADE HALLERDE TATİL” üst başlığını taşıyan, “İcra takiplerinin durdurulması halleri” başlıklı 330. maddesindeki “Salgın hastalık, umumi bir musibet veya harb halinde Cumhurbaşkanı karariyle memleketin bir kısmında veya bazı iktisadi zümreler lehine muayyen bir müddet için icra takipleri durdurulabilir.”
Korona virüs, evrensel adıyla COVID-19 (“Korona virüs”), 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde ilk kez görülmesinden bu yana hızlı yayılmasının önlenmesi amacıyla seyahat politikalarının gözden geçirmesi, üretim kesintileri, karantina uygulamaları, ülkesel olağanüstü hal kararları gibi tedbirler sebebiyle iş hayatını çok kısa zaman içerisinde olumsuz olarak etkilemiştir.
16.03.2020 tarihli yayınımızda da belirtmiş olduğumuz üzere Korona virüs evrensel adıyla COVID-19 (“Korona virüs”) salgınının en önemli izdüşümlerinden birisi işçi – işveren istihdam ilişkisinde kendisini göstermektedir.
Evrensel adıyla COVID-19 (“Koronavirüs”) olarak bilinen Koronavirüs’ün sebep olduğu salgın hastalık, 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde ilk kez görülmesinin ardından kısa bir zaman içerisinde tüm dünyayı hem sağlık hem de ekonomik anlamda etkisi altına almıştır.
Korona virüs salgınının global etkisi, küresel krize neden olabilecek nitelikteki çeşitli alan ve sektörlerde yarattığı olumsuz yansımalar, şirketlerin ticari anlaşmaları ve edimlerin ifası yönünden oldukça önemli sonuçlar doğurmaktadır.
COVID-19 (“Koronavirüs”), tüm dünyayı etkisi altına almaya devam etmektedir. Ticaret dünyasında covid-19 salgının olumsuz yansımalarını en derinden hisseden alanlardan birisi perakende sektörüdür.
Covid-19 Salgın sürecinde gerek işverenler gerek ise sağlık kuruluşları tarafından birtakım önlemler alınmakta olup pandemi ile mücadele edilmesi sebebiyle, özellikle sağlık verileri başta olmak üzere pek çok kişisel verinin işlenmesi zaruri hale gelmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü (“DSÖ”) tarafından 11.03.2020 tarihinde “Pandemi (salgın)” olarak nitelendirilen Covid-19 virüsünün (“Koronavirüs”) işveren-çalışan ilişkilerini üst düzeyde etkilediği şu günlerde, her çalışan ve işverenin gündemine aldığı konulara dair değerlendirmelerimizi sıkça sorulan sorular formatında bu yazımızda paylaşıyoruz.
COVID-19 salgını sebebiyle alınması gereken acil durum önlemleri kapsamında icra ve iflas hukuku işlemleri yönünden 2279 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile tedbirlerin usul hukukuna ve diğer uygulamalara etkileri bakımından ise 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 20.12.2009 tarihli 5941 sayılı Çek Kanunu’na Geçici 5. Madde eklenerek önemli yenilikler getirilmiştir.
COVID-19 salgını sebebiyle alınması gereken acil durum önlemleri kapsamında ülkemizin de içerisinde bulunduğu süreç sebebiyle birçok konu başlığı yönünden gerekli önlemler alınmış olmakla birlikte, çalışan ve işveren ilişkileri de alınan işbu önlemlerden etkilenmiştir.
Bilindiği üzere, sosyal medya konusundaki yasal düzenlemeler Türkiye’nin gündeminde her zaman önemli bir yere sahip olmuştur.
Teknoloji hayatımızda gün geçtikçe daha büyük bir yer kaplamakta. Bu sayede, artık en basit günlük alışverişlerimizi bile internet üstünden sağlamaya başladığımız yadsınamaz bir gerçek haline geldi. Bu doğrultuda, erişilebilirlik, hız, çeşitlilik gibi kavramlar yaşantımızın daha da önemli bir parçası oldular.
Şirket hisselerin devrinde olduğu gibi ticari hayatın süregelen akışında gerçekleşen işlemlerde vergisel boyut oldukça önemli bir yere sahip olup ticari hayatta atılacak adımlar vergisel anlamdaki sonuçları ile değerlendirilmektedir. Şirket hisse devirlerinde ortaya çıkan kazancın vergisel sonucunu hissedar lehine çevirmek için mevzuat düzenlemeleri dikkatle incelenmeli ve atılacak adımlar buna göre belirlenmelidir.
Günümüzde tüketiciler, satın aldıkları araçlar ile ilgili olarak karşılaştıkları arızaların yetkili servisler tarafından giderilmesini istemektedirler. Ancak, yetkili servisler tarafından bu talepleri yerine getirilmediğinde Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu’ndan doğan seçimlik haklarını kullanmak maksadıyla yasal yollara başvurmaktadırlar. Bu haklarından bir tanesi de aracın ayıpsız misliyle değişimi yani yenisiyle değiştirilmesidir. İşte tam bu noktada önemle belirtmek gerekir ki, tüketicilerin her araç arızasında bu seçimlik haklarını kullanabilecekleri hatasına düştüklerini ve akabinde yargılama sonrasında hayal kırıklığına uğradıkları gözlemlenmiş olup, tüketicilerin bu haklarını hangi şartlar altında kullanabilecekleri ve aracın yenisi ile değişimine ilişkin hakkın kapsamına değinmek gerekmektedir.
Şirket kapanışı, bir şirketin tasfiye sürecine girmesiyle başlayıp Ticaret Sicilinden terkini ile son bulmaktadır. Tasfiye sürecine giren şirketler, birçok alanda farklı prosedürleri tamamlamakla yükümlü olup işbu Bilgi Notu şirketlerin tasfiye sürecinde Şirketler Hukuku ve İş Hukuku açısından göz önünde bulundurulması gereken hukuki risk ve unsurlara ilişkin olup genel bilgilendirme niteliğindedir. İşbu Bilgi Notu iki bölümden oluşmakla beraber ilk bölümde tasfiye süreci Şirketler Hukuku açısından, ikinci bölümde ise İş Hukuku açısından ele alınacaktır. Ayrıca, işbu Bilgi Notu’nun devamında “şirketin kapanmasına” ilişkin ifadeler hukuki olarak şirketin tasfiyesi olarak anlaşılmalıdır.
Taraflar, sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ifa etmemelerinin önüne geçmek amacıyla sözleşmeyle ceza koşulu kararlaştırılabilir. Sözleşmede kararlaştırılacak ceza koşuluyla taraflar, ortaya çıkacak riskleri en aza indirgemeyi ve ifa alacaklısının korunmasını amaçlamaktadır.
Son yıllarda artan ivmeli gelişimi ile perakende sektörünün lokomotifi haline gelen Alışveriş Merkezleri(“AVM”), ülkemiz ekonomisi içinde önemli bir rol oynamaktadır. Ülkemizde AVM’ler yakaladığı giriş sayısı ve harcama miktarları ile ölçümlenen büyüme oranlarıyla Avrupa sıralamalarının da üst basamaklarında yer almaktadır. Bu gelişime paralel olarak, ülkemizde Avrupa Birliği müktesebatına uyum sağlanabilmesi ve perakende sektörü ile AVM’lerin de yasal düzleminin yaratılabilmesi için özel hukuki düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. Bu bağlamda öncelikle, 29.01.2015 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6585 Sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun (“6585 sayılı Kanun”) ile perakende sektöründe genel hukuki bir çerçeve oluşturulmuş, ileride çıkarılacak yönetmeliklere ilişkin altyapı oluşturulmuştur.
“Koronavirüs (“Covid-19”) tüm dünyayı etkisi altına almaya devam ederken ticaret dünyasında salgının olumsuz yansımalarını en derinden hisseden alanlardan birisi olan perakende sektörü, Covid-19 sarmalında çalışanların sağlıklarını koruma, müşterilerini memnun etme ve bu zorlu dönemi minimum kayıpla atlatma amacıyla kurguladıkları planları hukuk filtresinden geçirmeye de özen göstermek durumundadır.
Kurumsal Yönetim uygulamaları ve kurumsal yönetimin özümsenmesinin Şirketlerin sürdürülebilirliğine etkisi tartışmasız olmakla birlikte Şirketler nezdinde etkin uygulamalar, finansmana erişime de olumlu etki etmekte; finansmana erişim de sürdürülebilirliği dolaylı olarak desteklemektedir.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 367. maddesi uyarınca, anonim şirketlerde yönetim kurulu, hazırlayacağı ve yürürlüğe koyacağı bir iç yönerge ile şirketin yönetimine ilişkin birtakım yetkileri bazı yönetim kurulu üyelerine veya yönetim kurulu üyesi olmayan üçüncü kişilere devredebilmektedir.