Önerilen Aramalar

Yeşil Dönüşüm: Küresel İklim Eylemine Uyum Sürecinde Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)

14.01.2026

Tüm Makaleler

I. Giriş

Yeşil dönüşüm serimizin ilk yazısında, 7552 sayılı İklim Kanunu’nun (“Kanun”) dayandığı hukuki çerçeve incelenmiş; ulusal politikalar ile uluslararası yükümlülükler ele alınmıştır. Serinin bu yazısında ise, Kanun’un çizdiği hukuki çerçeve doğrultusunda hazırlanan Emisyon Ticaret Sistemi (“ETS”) Yönetmeliği Taslağı değerlendirilmiştir.

Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’nin yeşil dönüşüm süreci yalnızca ilkesel hedefler düzeyinde değil, uygulamaya yön veren ikincil düzenlemeler aracılığıyla da somutlaşmaya başlamıştır. 22 Temmuz 2025 tarihinde kamuoyuna sunulan ETS Yönetmeliği Taslağı , ulusal sera gazı emisyonlarının yönetiminde piyasa temelli bir mekanizmaya geçişi öngörürken; özellikle Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) karşısında Türkiye’nin dış ticaret ve rekabet koşullarıyla uyumunu gözeten bir düzenleyici araç olarak hazırlanmıştır. Bu yönüyle ETS, iklim politikalarının yalnızca çevresel yükümlülükler ekseninde değil; sanayi, enerji ve dış ticaret politikalarıyla bağlantılı bir düzenleme alanı olarak ele alındığını göstermektedir.

II. Emisyon Ticaret Sistemi Nedir?

Türkiye’nin iklim politikalarında yeni bir aşamaya işaret eden ETS, sera gazı emisyonlarını yalnızca çevresel bir yükümlülük olmaktan çıkararak ölçülebilir, izlenebilir ve ekonomik değeri olan bir unsur çerçevesinde ele alan bir düzenleme alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’nin ETS modeli, İklim Kanunu ile oluşturulan hukuki çerçeve doğrultusunda, işletmelerin emisyonlarını şeffaf biçimde raporlamasına, belirlenen üst sınırlar içinde tahsisat yönetimi yapmasına ve karbonu finansal bir varlık olarak ele almasına imkân tanıyan bir yapı öngörmektedir.

Bu kapsamda ETS’nin temelini, belirli bir dönem için tanımlanan emisyon üst sınırı (“cap”) oluşturmaktadır. Sistem dahilinde, kapsama giren işletmelerin faaliyetleri için toplam bir emisyon limiti öngörülmekte; bu limit dâhilinde işletmelere emisyon izinleri tahsis edilmesi planlanmaktadır. Tahsis edilen bu izinlerin piyasa koşullarında alınıp satılabilmesi suretiyle, emisyonların azaltılmasının teşvik edilmesi ve düşük karbonlu üretim tercihlerinin ekonomik olarak desteklenmesi hedeflenmektedir. Böylece emisyon azaltımı, yalnızca idari yaptırımlara dayalı bir yükümlülük olmaktan çıkarılarak üretim, yatırım ve maliyet kararlarını doğrudan etkileyen bir mekanizma hâline getirilecektir.

III. ETS İşleyiş Mekanizması

ETS, ulusal sera gazı emisyonlarının düzenli, ölçülebilir ve denetlenebilir bir çerçevede yönetilmesini amaçlayan bütünleşik bir yapıya dayanmaktadır. Sistem kapsamında, işletmelerin faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonların izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması suretiyle karbon yönetiminin teknik ve idari altyapısının oluşturulması hedeflenmektedir.

1. AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile uyumu

ETS, yalnızca Türkiye’nin iklim hedeflerine ulaşmasını desteklemekle kalmamakta; AB’nin emisyon ticaret sistemi ve SKDM neticesinde ihracatçı sektörler üzerinde oluşan maliyet baskısını hafifletebilecek stratejik bir uyum aracı niteliği de taşımaktadır. Bu çerçevede ETS’nin, uluslararası ticarette karbon emisyonlarının hesaplanması ve yönetilmesine ilişkin yeni düzenleme alanlarıyla bağlantılı olduğu; özellikle ihracatçı sektörler bakımından karbon maliyetlerinin izlenmesi ve yönetilmesine yönelik bir çerçeve sunduğu görülmektedir. Bu yönüyle ETS, iklim politikaları ile sanayi, enerji ve dış ticaret alanları arasındaki etkileşimin düzenlenmesine hizmet eden bir araç niteliği taşımaktadır.

2. Tahsisat sistemi, emisyon izni ve emisyon üst sınırı yaklaşımı:

ETS kapsamında, ulusal düzeyde belirlenen emisyon üst sınırı çerçevesinde tesislere dönemsel emisyon izinleri tahsis edilmesi öngörülmektedir. Emisyon izni, bir tesisin belirli bir dönem içinde atmosfere bırakabileceği azami sera gazı miktarını ifade etmektedir. Söz konusu üst sınırın zaman içerisinde azaltılması suretiyle ulusal azaltım hedefleriyle uyumlu kademeli bir geçiş süreci düzenlenmektedir. Tahsisatların, tesislerin faaliyet seviyesi ve emisyon yoğunluğu gibi kriterler dikkate alınarak belirlenmesi ve böylece her tesisin sektörel ve teknik özellikleri gözetilerek adil ve öngörülebilir bir dağıtım yapısı tesis edilmesi önem taşımaktadır.

3. Sınırla ve Ticaretini Yap (Cap and Trade) sistemi:

Emisyon ticaret sisteminin temel işleyişi, tesislere tahsis edilen emisyon izinlerinin serbestçe devredilebilmesine dayanmaktadır. Emisyonlarını azaltabilen tesislerin fazla izinlerini piyasada değerlendirebilmesi, ihtiyacı olan tesislerin ise gerekli izinleri temin ederek yükümlülüklerini yerine getirebilmesi öngörülmektedir. İşletmelere emisyon azaltımına ilişkin stratejilerini kendi maliyet yapıları ve teknik kapasiteleri doğrultusunda belirleme imkânı tanınması hedeflenmektedir.

4. İzleme–raporlama–doğrulama yapısı ve yükümlülükleri:

ETS’nin teknik altyapısının izleme–raporlama–doğrulama (MRV) sistemi ile güvence altına alınması öngörülmektedir. Bu kapsamda tesislerin; faaliyetlerine uygun izleme planları hazırlaması, sera gazı emisyonlarını belirlenen hesaplama yöntemleri doğrultusunda yıllık olarak raporlaması ve bu raporların bağımsız kuruluşlar tarafından doğrulanması esası benimsenmektedir. İzleme planı, metodoloji planı, yıllık emisyon raporu ve faaliyet seviyesi bildirimi gibi unsurlar aracılığıyla, emisyon verilerinin tutarlı, karşılaştırılabilir ve denetlenebilir şekilde toplanması ve ulusal emisyon yönetiminin teknik açıdan güvenilir bir temele oturtulması amaçlanmaktadır.

IV. ETS’nin Uygulama Takvimi ve Sektörel Kapsamı

ETS, işletmelerin emisyon yönetimi süreçlerine öngörülebilir ve kademeli biçimde uyum sağlamasını amaçlayan aşamalı bir geçiş modeli ile Pilot Dönem ve Tam Uygulama Dönemi olarak planlanmıştır. Bu yaklaşım ile ulusal emisyon verilerinin doğruluğunun artırılması, tesislerin teknik kapasitesinin güçlendirilmesi ve SKDM kaynaklı yükümlülüklere uyumun hızlandırılması hedeflenmektedir. Taslak Yönetmelik, geçiş sürecini emisyon miktarına göre belirlenen tesis kategorizasyonu ile desteklemektedir.

Taslak Yönetmelik kapsamında tesisler A, B ve C kategorileri altında sınıflandırılmaktadır. Bu çerçevede, düşük emisyonlu A kategorisine giren tesislerde yalnızca izleme–raporlama–doğrulama yükümlülüklerinin uygulanması; orta ve yüksek emisyonlu B ve C kategori tesislerde ise emisyon izni, tahsisat teslimi ve denkleştirme gibi ETS’nin temel unsurlarının kademeli olarak devreye alınması öngörülmektedir.

1. Pilot Dönem (2026-2027)

Pilot dönem, ETS’nin sınırlı kapsamla uygulamaya alındığı ve sistemin teknik altyapısının fiili veriler üzerinden test edildiği geçiş aşamasıdır. Bu dönemde ETS kapsamına, belirlenen sektörlerde faaliyet gösteren ve B ve C kategorisinde yer alan tesislerin dahil edilmesi; A kategorisi tesislerin ise yalnızca izleme–raporlama–doğrulama yükümlülüklerine tabi olacaktır.

Pilot dönemin sektörel kapsamı, karbon yoğun olan ve SKDM kapsamında doğrudan etkilenen; demir–çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen sektörleri ile sınırlandırılmıştır.

Bu dönemde tesislerin emisyon izni alması, yıllık emisyonlarını izleme–raporlama–doğrulama süreçlerine tabi tutması, ücretsiz tahsisatları kullanması ve gerekli hâllerde denkleştirme yapması öngörülmektedir. Pilot dönemde tahsisatların ücretsiz olarak tahsis edilmesi ile tesislerin 2028 itibarıyla başlayacak tam uygulama dönemine hazırlanmasını sağlanacak ve ulusal ölçekte emisyon yönetimi kültürünün yerleşmesine de katkı sunacaktır.

2. Tam Uygulama Dönemi (2028-2035)

2028 yılı itibarıyla ETS kapsamının genişletilmesi ve Taslak Yönetmelik EK-1’de yer alan tüm faaliyetlerin sisteme dahil edilmesi öngörülmektedir. Bu aşamada ETS, SKDM ile sınırlı bir mekanizma olmaktan çıkarak geniş sanayi ve enerji faaliyetlerini kapsayan ulusal bir karbon fiyatlama sistemine dönüşmektedir.

Tam uygulama döneminde tesis kategorizasyonu, yükümlülüklerin belirlenmesinde temel çerçeve olmaya devam etmektedir. A kategorisi tesisler için izleme–raporlama–doğrulama yükümlülükleri sürerken; B ve C kategorisi tesisler bakımından emisyon izni, tahsisat teslimi, faaliyet seviyesi bildirimi ve denkleştirme yükümlülüklerinin tam olarak devreye girmesi öngörülmektedir.

Ulusal emisyon üst sınırının belirlenmesiyle birlikte tahsisatların sınırlandırılması ve tesislerin yıllık emisyonları kadar tahsisatı teslim etmekle yükümlü hale gelmesi planlanmakta; böylece ETS’nin Türkiye’nin 2030 ve 2053 iklim hedefleriyle uyumlu, düzenli azaltımı esas alan bir mekanizma olarak işlemesi amaçlanmaktadır.

V. Değerlendirmelerimiz

Öngörülen ETS, yeşil dönüşümün yalnızca çevresel bir politika alanı olmaktan çıkarak ekonomik, hukuki ve ticari yapıyı doğrudan etkileyen stratejik bir mekanizmaya dönüştüğünü göstermektedir. Pilot dönemden tam uygulamaya uzanan kademeli yapı, işletmelerin teknik uyum kapasitesini geliştirmeyi ve SKDM başta olmak üzere uluslararası karbon düzenlemeleriyle uyumlu bir ulusal çerçeve oluşturmayı hedeflemektedir. Bu yönüyle ETS, karbonu ölçülebilir ve yönetilebilir bir ekonomik değişken hâline getiren temel bir düzenlemedir.

Pilot dönemde yalnızca SKDM kapsamındaki sektörlerde faaliyet gösteren B ve C kategorilerinde yer alan tesislerin sisteme dahil edilmesi, Türkiye’nin dış ticaret açısından kritik alanlarda kontrollü bir uyum stratejisi benimsediğini ortaya koymaktadır. 2028 sonrası dönemde sistemin Taslak Yönetmelik EK-1’de yer alan tüm faaliyetlere genişletilmesi ise ETS’nin, Türkiye’nin iklim ve sanayi politikaları içinde kalıcı ve merkezi bir araç hâline geleceğini göstermektedir.

Bu çerçevede karbon yönetimi, işletmeler açısından yalnızca çevresel bir sorumluluk olmaktan çıkarak; dış ticaret, rekabet gücü ve yatırım kararlarını doğrudan etkileyen bir uyum alanına dönüşmektedir. Kategori bazlı yükümlülükler ve ücretsiz tahsisat mekanizmasının birlikte uygulanması, enerji yoğun sektörleri gözetirken düşük emisyonlu üretim modellerine geçişi teşvik eden dengeli bir yapı öngörmektedir.

Şirketler bakımından ETS’ye hazırlık süreci, yalnızca raporlama altyapısının kurulmasıyla sınırlı görülmemelidir. Pilot dönem öncesinde işletmelerin ilerleyen aşamalarda doğabilecek yükümlülükleri öngörebilecek kapsamlı bir kurumsal hazırlık süreci yürütmeleri büyük önem taşımaktadır. Şirketlerin özellikle aşağıdaki alanlara odaklanması önerilmektedir:

  • Emisyon verilerinin doğru, tutarlı ve izlenebilir şekilde üretilmesi ve kurumsal veri altyapısının güçlendirilmesi,
  • Üretim süreçleri ile karbon yoğunluğu arasındaki ilişkinin analiz edilmesi ve risk alanlarının tespit edilmesi,
  • Orta ve uzun vadeli tahsisat ihtiyacının değerlendirilmesi,
  • Teknolojik dönüşüm, enerji verimliliği ve maliyet yönetiminin birlikte ele alındığı bütüncül bir strateji oluşturulması.

Özellikle SKDM kapsamındaki sektörlerde faaliyet gösteren şirketler açısından ETS, yalnızca bir uyum yükümlülüğü değil; aynı zamanda stratejik bir planlama zorunluluğu getirmektedir. Erken uyum sağlayacak işletmeler, karbon maliyetlerini daha etkin yönetebilir hâle getirirken; yeşil finansman, sürdürülebilir yatırım ve tedarik zinciri avantajlarından da daha çok yararlanma imkânı elde edebilecektir.

Sonuç olarak ETS, Türkiye’nin iklim hedeflerine ulaşmasını destekleyen bir araç olmanın ötesinde, şirketlerin dış ticaret, yatırım ve üretim stratejilerini yeniden şekillendiren bütüncül bir uyum sürecini zorunlu kılacaktır. Bu nedenle ETS’nin uygulama takvimi, yükümlülük seti ve sektörel etkilerinin erken aşamada analiz edilmesi; şirketlerin geleceğe ve ilk etapta 2028 yılına ilerlerken reaktif değil, proaktif ve sürdürülebilir bir dönüşüm stratejisi geliştirmeleri bakımından kritik önem taşımaktadır.
Benzer Makaleler
Borçlunun borcunu vadesinde ödememesi üzerine, alacaklı borçlu aleyhine icra takibi başlatır ve mallarına haciz koyar.
İşverenin yıllık izin ücreti ödeme yükümlülüğünü düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu’nun 57. Maddesinin ilk fıkrası “İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır.” yönünde olmasına rağmen, genellikle işverenler bu ödemeyi yapmaktan imtina etmektedir.
Veri, tek başına cismani bir varlık taşımadığı için eşya hukuku kapsamında klasik “taşınır eşya” tanımına tamamen uymasa da hukuki işlem kabiliyeti, devredilebilirliği ve maddi mallara benzer şekilde kullanıma sunulabilir olması da gözetildiğinde taşınır mal kategorisine yaklaşmaktadır.
Bu yazımızda yenilebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimini hukuki yönler başta olmak üzere bir çok açıdan ele aldık.
2023 yılında Rekabet Kurumu’na bildirilen işlemlere ilişkin olarak, Rekabet Kurumu (“Kurum”) Ekonomik Analiz ve Araştırma Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan 2023 yılı Birleşme ve Devralma Görünüm Raporu (“Rapor”), 5 Ocak 2024 tarihinde, Kurum’un internet sitesinde yayımlanmıştır.
Türk Rekabet Kurumu (“Kurum”) tarafından Birleşme ve Devralma rejimini diğer mehaz Avrupa Birliği (“AB”) hukuklarıyla yeknesak kılmak adına 1997/1 sayılı Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’i yürürlükten kaldırılarak
Türk Borçlar Hukuku ve Ticaret Hukukunda, konsinye satış şartı ve konsinye satış sözleşmesi diye anılan sözleşme türü açıkça düzenlenmemiş bir kavram olup sözleşme serbestisi kapsamında uygulama ve öğretide gelişmiş, yargı kararları ve ikincil hukuk kaynaklarında sıkça ifade bulmuş bir kavramdır.
İnternet, günümüzde enformasyon ve iletişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmelerle birlikte, ekonomiye yön veren en önemli platformlardan biri haline gelmiştir.
Rusya ve Ukrayna arasında bir süredir gözlemlenmekte olan diplomatik gerginlik ve zıtlaşmaların yerini sıcak çatışma ve Rusya tarafından bazı Ukrayna topraklarının işgaline bırakması ile birlikte, Dünya ülkeleri bu duruma tepkiler göstererek Rusya’ya karşı çeşitli yaptırımlar uygulamaya başlamıştır.
2021 yılı, Türk Rekabet Hukuku bakımından birçok ilke imza atılan bir yıl oldu. Geçtiğimiz son 10 yıldaki gelişmelere kıyasla, 2021 yılında, sadece 1 yıl içinde, Türk Rekabet Hukuku uygulamasına, çeşitli içtihatlar ve mevzuat oluşumları aracılığıyla ciddi bir ivme kazandırıldı.
Türk Borçlar Kanununun en önemli düzenlemelerinden biri olan satış sözleşmelerinde üzerinde durulması gereken en önemli konu satışın yapılmasından sonra satılan üründe ayıp ortaya çıkması ve ayıp halinde alıcının hakları ile satıcının yükümlülüklerinin neler olduğudur. Bu yazımızda da özel olarak ayıp halinde tarafların hak ve yükümlülükleri ile bunlar için düzenlenmiş şekil şartlarından bahsedilmektedir.
İstem konusunun bölünebilir olduğu durumlarda tamamının değil, yalnızca belli bir kesiminin dava edilmesi halinde kısmi dava söz konusu olmaktadır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 107. maddesinde yapılan düzenleme ile talep sonucunun belirlenemediği hallerde kısmi davaya nazaran daha kolay bir yol olan belirsiz alacak davası seçeneği getirilmiş, böylelikle alacaklıya, alacağının belirlenebilen kısmı üzerinden harç yatırarak açacağı dava kapsamında karşı tarafın iznine veya ıslah yoluna başvurmasına gerek olmadan talep sonucunu kesin olarak belirleme olağanı tanınmıştır.
Ticari hayatta teşebbüsler, faaliyet içerisinde bulunduğu diğer sektör oyuncularından olan alacaklarını tahsil etmek adına alacaklarını taşınmaz ipoteği ile teminat altına alma yöntemini sık sık tercih etmektedir.
“Takas Edilemez/Değiştirilemez Jetonlar’ın ("NFT"- Non-Fungible Token) kullanımının blok zincir teknolojisi ile yaratıcı fikri mülkiyeti birleştirmede kazandığı popülerlik günbegün artmaktadır.
Ticari hayatta teşebbüslerin faaliyetlerini baskı altında olmaksızın serbesti ile gerçekleştirebilmesi, teşebbüslerin bulunduğu pazardaki varlığını koruyabilmesinin yanında son alıcı olan tüketicilerin adil fiyatlandırma ve kaliteli ürün dengesinde piyasaya sunulmuş son üründen faydalanabilmesi açısından da önem taşımaktadır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın (“Bakanlık”) İş Yerlerinde Covid-19 Tedbirleri başlıklı duyurusu (“Duyuru”) 3 Eylül 2021 tarihinde Bakanlık internet adresinde yayımlanmıştır.
Yazımız kapsamında, En Çok Kayrılan Müşteri koşulunun tanımı ile ticaret hayatındaki temel fonksiyonu ve Türk Rekabet Hukuku kapsamındaki yeri değerlendirilecektir.
Bu makale İcra ve İflas Kanunu’nda Değişiklik Yapan Torba Kanu’nun ne getirdiğine değinmektedir.
2019 yılı Aralık ayından beri hayatımızda yer alan Koronavirüs (“Covid-19”) ile birlikte maskeli, sosyal mesafeli yaşam tarzı yeni normal haline geldi.
Avrupa ve Amerika’da yaklaşık kırk yıla yakın bir süredir uygulanan uyuşmazlık çözüm yöntemi olan arabuluculuk kurumu günümüzde ülkemizde de en sık kullanılan alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden birisidir.
Kaynağını İsviçre Federal İcra ve İflas Kanunu’ndan alan ve yürürlüğe girdiği 1932 yılından beri metninde birçok kez değişiklikler yapılan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda Türkiye’de toplumsal ihtiyaçların değişmesi ve genel ekonomide meydana gelen gelişmeler sebebiyle, mali yönden güçlük yaşayan şirketlerin faaliyetlerinin devam etmesi bir başka deyişle iflas etmelerinin önüne geçilmesi amacıyla bazı kurtuluş çarelerine yer verilmişti. Bunlara örnek olarak “mal varlığının terki suretiyle konkordato”, “iflasın ertelenmesi” ve “uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma” verilebilir. Her ne kadar kanunda birden fazla kurum yer alsa da, özellikle “iflasın ertelenmesi” dışındaki kurumların işleyişine ilişkin maddelerin süre ve usul bakımından uygulanmasında yaşanan zorluklar sebebiyle ticari anlamda güç durumda olan tacirler son yıllarda sadece “iflasın ertelenmesi” kurumuna başvurmakta idi. Bu kurum yıllar geçtikçe amacından sapmış ve erteleme talep eden tacirin mali durumunu iyileştirmekten çok, alacaklıların alacaklarına kavuşmasına engel olan ya da sürüncemede bırakan bir kurum haline gelmiştir.
Çeşitli gelişmeler karşısında ülke ekonomisinin büyüme hızını arttırmak ve bu suretle kalkınmasını sağlamak için dünyadaki ekonomik ve politik riskler ile yakın coğrafyamızda yaşanan bölgesel olayların ekonomi üzerindeki muhtemel etkisini bertaraf etmek ve müteşebbislerin iş ve yatırım kararlarına daha sıhhatli bir şekilde odaklanmalarına imkan sağlamak, AR-GE faaliyetlerinin desteklenmesi ve ülkemize yönelik yatırımların arttırılması amacıyla, özel sektörün kamuya olan borç yükünün azaltılarak borçlara taksitle ödeme imkanları getirilmekte ve ihtilafların sulh yoluyla sonlandırılmasını ve vergi incelemesinde olan konuların dava yoluna gidilmeksizin çözümlenmesini sağlamak üzere çeşitli düzenlemeler yapılmaktadır.
Yüzyıllardır Aile Şirketlerinde sürdürülebilirliği sekteye uğratan faktörlerden başlıcası hissedarlar arası uyuşmazlıklar olmuştur. Aile büyüdükçe hissedarlık tabanının da genişlemesi, daha fazla hissedar ve daha fazla çatışan görüş ortaya çıkaracaktır. Genişleyen hissedarlık yapısı içerisinde hissedarlardan birisinin payını 3. kişiye devir suretiyle çıkış planı gibi iradi sebepler ya da hissedarlardan birisinin kaybı, boşanması veya payının cebri icra yolu ile alacaklı bir başka kurum ya da kişiye intikali neticesinde Şirketin kurumsal yapısı ile bağdaşmayabilecek hissedarların Şirkete girişinin önü açılabilecek; Şirket operasyonlarını etkileyebilecek kilit durumlar dahi ortaya çıkabilecektir. Şirketler nezdinde gerek iradi gerekse irade dışı pay devirlerine karşı getirilecek bazı sınırlamalar veya mevzuatın çok başvurulmayan bazı enstrümanları Aile Şirketlerinde hissedarlık yapısının korunması ve Şirketin sürdürülebilirliğe giden yolda ilerleyişini kolaylaştırmaktadır.
Son yıllarda en büyük şirketlerden küçük işletmelere kadar hedef ayırt etmeksizin giderek artan siber saldırıların global olarak yol açtığı zararların 2021 yılından itibaren yıllık 6 trilyon dolara çıkması beklenmektedir. İletişim, hizmet ve para akışının sanal ortama taşındığı dünyamızda hem özel sektör hem de kamu kurum ve kuruluşları için siber tehditler varlığını giderek daha fazla hissettirmektedir.
İlk kez 2020 arifesinde rapor edilen ve 2020’nin ikinci çeyreğine girilmesiyle bir pandemiye dönüşen COVID19 toplumları her seviyede etkileyerek yaşam tarzlarını ve iş yapma süreçlerini sekteye uğrattı, zaman zaman askıya alınmasına sebep oldu, ya da hızlı bir değişime zorladı.
Tüm Dünyayı ve dolayısıyla da ülkemizi de etkisi altına alan ve özellikle de perakende, lojistik, sağlık, otomotiv, tekstil gibi sektörlerin işleyişinde ve sürekliliğinde aksamalara sebep olan COVID-19 salgınından en çok etkilenen sektörlerin başında perakende sektörü gelmektedir.
COVID-19 salgını çerçevesinde alınması gereken acil durum önlemleri kapsamında icra ve iflas işlemleri yönünden de tedbir alınması gerekmiş, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (“Kanun”) “II-FEVKALADE HALLERDE TATİL” üst başlığını taşıyan, “İcra takiplerinin durdurulması halleri” başlıklı 330. maddesindeki “Salgın hastalık, umumi bir musibet veya harb halinde Cumhurbaşkanı karariyle memleketin bir kısmında veya bazı iktisadi zümreler lehine muayyen bir müddet için icra takipleri durdurulabilir.”
Korona virüs, evrensel adıyla COVID-19 (“Korona virüs”), 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde ilk kez görülmesinden bu yana hızlı yayılmasının önlenmesi amacıyla seyahat politikalarının gözden geçirmesi, üretim kesintileri, karantina uygulamaları, ülkesel olağanüstü hal kararları gibi tedbirler sebebiyle iş hayatını çok kısa zaman içerisinde olumsuz olarak etkilemiştir.
16.03.2020 tarihli yayınımızda da belirtmiş olduğumuz üzere Korona virüs evrensel adıyla COVID-19 (“Korona virüs”) salgınının en önemli izdüşümlerinden birisi işçi – işveren istihdam ilişkisinde kendisini göstermektedir.
Evrensel adıyla COVID-19 (“Koronavirüs”) olarak bilinen Koronavirüs’ün sebep olduğu salgın hastalık, 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde ilk kez görülmesinin ardından kısa bir zaman içerisinde tüm dünyayı hem sağlık hem de ekonomik anlamda etkisi altına almıştır.
Korona virüs salgınının global etkisi, küresel krize neden olabilecek nitelikteki çeşitli alan ve sektörlerde yarattığı olumsuz yansımalar, şirketlerin ticari anlaşmaları ve edimlerin ifası yönünden oldukça önemli sonuçlar doğurmaktadır.
COVID-19 (“Koronavirüs”), tüm dünyayı etkisi altına almaya devam etmektedir. Ticaret dünyasında covid-19 salgının olumsuz yansımalarını en derinden hisseden alanlardan birisi perakende sektörüdür.
Covid-19 Salgın sürecinde gerek işverenler gerek ise sağlık kuruluşları tarafından birtakım önlemler alınmakta olup pandemi ile mücadele edilmesi sebebiyle, özellikle sağlık verileri başta olmak üzere pek çok kişisel verinin işlenmesi zaruri hale gelmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü (“DSÖ”) tarafından 11.03.2020 tarihinde “Pandemi (salgın)” olarak nitelendirilen Covid-19 virüsünün (“Koronavirüs”) işveren-çalışan ilişkilerini üst düzeyde etkilediği şu günlerde, her çalışan ve işverenin gündemine aldığı konulara dair değerlendirmelerimizi sıkça sorulan sorular formatında bu yazımızda paylaşıyoruz.
COVID-19 salgını sebebiyle alınması gereken acil durum önlemleri kapsamında icra ve iflas hukuku işlemleri yönünden 2279 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile tedbirlerin usul hukukuna ve diğer uygulamalara etkileri bakımından ise 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 20.12.2009 tarihli 5941 sayılı Çek Kanunu’na Geçici 5. Madde eklenerek önemli yenilikler getirilmiştir.
COVID-19 salgını sebebiyle alınması gereken acil durum önlemleri kapsamında ülkemizin de içerisinde bulunduğu süreç sebebiyle birçok konu başlığı yönünden gerekli önlemler alınmış olmakla birlikte, çalışan ve işveren ilişkileri de alınan işbu önlemlerden etkilenmiştir.
Bilindiği üzere, sosyal medya konusundaki yasal düzenlemeler Türkiye’nin gündeminde her zaman önemli bir yere sahip olmuştur.
Teknoloji hayatımızda gün geçtikçe daha büyük bir yer kaplamakta. Bu sayede, artık en basit günlük alışverişlerimizi bile internet üstünden sağlamaya başladığımız yadsınamaz bir gerçek haline geldi. Bu doğrultuda, erişilebilirlik, hız, çeşitlilik gibi kavramlar yaşantımızın daha da önemli bir parçası oldular.
Şirket hisselerin devrinde olduğu gibi ticari hayatın süregelen akışında gerçekleşen işlemlerde vergisel boyut oldukça önemli bir yere sahip olup ticari hayatta atılacak adımlar vergisel anlamdaki sonuçları ile değerlendirilmektedir. Şirket hisse devirlerinde ortaya çıkan kazancın vergisel sonucunu hissedar lehine çevirmek için mevzuat düzenlemeleri dikkatle incelenmeli ve atılacak adımlar buna göre belirlenmelidir.
Günümüzde tüketiciler, satın aldıkları araçlar ile ilgili olarak karşılaştıkları arızaların yetkili servisler tarafından giderilmesini istemektedirler. Ancak, yetkili servisler tarafından bu talepleri yerine getirilmediğinde Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu’ndan doğan seçimlik haklarını kullanmak maksadıyla yasal yollara başvurmaktadırlar. Bu haklarından bir tanesi de aracın ayıpsız misliyle değişimi yani yenisiyle değiştirilmesidir. İşte tam bu noktada önemle belirtmek gerekir ki, tüketicilerin her araç arızasında bu seçimlik haklarını kullanabilecekleri hatasına düştüklerini ve akabinde yargılama sonrasında hayal kırıklığına uğradıkları gözlemlenmiş olup, tüketicilerin bu haklarını hangi şartlar altında kullanabilecekleri ve aracın yenisi ile değişimine ilişkin hakkın kapsamına değinmek gerekmektedir.
Şirket kapanışı, bir şirketin tasfiye sürecine girmesiyle başlayıp Ticaret Sicilinden terkini ile son bulmaktadır. Tasfiye sürecine giren şirketler, birçok alanda farklı prosedürleri tamamlamakla yükümlü olup işbu Bilgi Notu şirketlerin tasfiye sürecinde Şirketler Hukuku ve İş Hukuku açısından göz önünde bulundurulması gereken hukuki risk ve unsurlara ilişkin olup genel bilgilendirme niteliğindedir. İşbu Bilgi Notu iki bölümden oluşmakla beraber ilk bölümde tasfiye süreci Şirketler Hukuku açısından, ikinci bölümde ise İş Hukuku açısından ele alınacaktır. Ayrıca, işbu Bilgi Notu’nun devamında “şirketin kapanmasına” ilişkin ifadeler hukuki olarak şirketin tasfiyesi olarak anlaşılmalıdır.
Taraflar, sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ifa etmemelerinin önüne geçmek amacıyla sözleşmeyle ceza koşulu kararlaştırılabilir. Sözleşmede kararlaştırılacak ceza koşuluyla taraflar, ortaya çıkacak riskleri en aza indirgemeyi ve ifa alacaklısının korunmasını amaçlamaktadır.
Son yıllarda artan ivmeli gelişimi ile perakende sektörünün lokomotifi haline gelen Alışveriş Merkezleri(“AVM”), ülkemiz ekonomisi içinde önemli bir rol oynamaktadır. Ülkemizde AVM’ler yakaladığı giriş sayısı ve harcama miktarları ile ölçümlenen büyüme oranlarıyla Avrupa sıralamalarının da üst basamaklarında yer almaktadır. Bu gelişime paralel olarak, ülkemizde Avrupa Birliği müktesebatına uyum sağlanabilmesi ve perakende sektörü ile AVM’lerin de yasal düzleminin yaratılabilmesi için özel hukuki düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. Bu bağlamda öncelikle, 29.01.2015 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6585 Sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun (“6585 sayılı Kanun”) ile perakende sektöründe genel hukuki bir çerçeve oluşturulmuş, ileride çıkarılacak yönetmeliklere ilişkin altyapı oluşturulmuştur.
“Koronavirüs (“Covid-19”) tüm dünyayı etkisi altına almaya devam ederken ticaret dünyasında salgının olumsuz yansımalarını en derinden hisseden alanlardan birisi olan perakende sektörü, Covid-19 sarmalında çalışanların sağlıklarını koruma, müşterilerini memnun etme ve bu zorlu dönemi minimum kayıpla atlatma amacıyla kurguladıkları planları hukuk filtresinden geçirmeye de özen göstermek durumundadır.
Kurumsal Yönetim uygulamaları ve kurumsal yönetimin özümsenmesinin Şirketlerin sürdürülebilirliğine etkisi tartışmasız olmakla birlikte Şirketler nezdinde etkin uygulamalar, finansmana erişime de olumlu etki etmekte; finansmana erişim de sürdürülebilirliği dolaylı olarak desteklemektedir.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 367. maddesi uyarınca, anonim şirketlerde yönetim kurulu, hazırlayacağı ve yürürlüğe koyacağı bir iç yönerge ile şirketin yönetimine ilişkin birtakım yetkileri bazı yönetim kurulu üyelerine veya yönetim kurulu üyesi olmayan üçüncü kişilere devredebilmektedir.