Önerilen Aramalar

2022/2 Sayılı Tebli̇ğ İle Bi̇rleşme Ve Devralmalar Reji̇mi̇nde Yapılan Deği̇şi̇kli̇kler

15.03.2022

Tüm Makaleler
Türk Rekabet Kurumu (“Kurum”) tarafından Birleşme ve Devralma rejimini diğer mehaz Avrupa Birliği (“AB”) hukuklarıyla yeknesak kılmak adına 1997/1 sayılı Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’i yürürlükten kaldırılarak
7 Ekim 2010 tarihinde Resmi Gazete ’de yayımlanan ve 1 Ocak 2011 tarihinde yürürlüğe giren 2010/4 sayılı Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ (“2010/4 sayılı Tebliğ”) ile pazar payı eşiği sisteminin kaldırılıp ciro esaslı eşik sistemine geçilmesiyle Birleşme ve Devralma rejiminde esaslı bir değişiklik yaşanmıştı.

Kurum tarafından güncel kalabilmek ve uygulamaya paralel mevzuatın sağlanması adına, 4 Mart 2022 tarihinde 31768 sayılı Resmi Gazete’de 2022/2 Rekabet Kurulundan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de Değişiklik Yapılması Hakkında Tebliğ (“2022/2 sayılı Tebliğ”) yayınlanmış olup Birleşme ve Devralmalar rejiminde 2010 yılında 2010/4 sayılı Tebliğ ile getirilen düzenlemelerde özellikle birleşme ve devralmalar bakımından aranan ciro eşiklerinde önemli değişiklikler yapılmış ve teknoloji teşebbüsleri açısından ise ayrı düzenleme getirilmiştir.

Kurum tarafından yayınlanan 2022/2 sayılı Tebliğ esasen, 2010 senesinde getirilip 2011 senesinde yürürlüğe giren değişikliklerin 10 seneyi aşkın süredir uygulama, karar ve kılavuzlar aracılığıyla yürütülen Birleşme ve Devralma işlemlerinin bu süreçte gelişen iç ve mehaz mevzuatlarla uyumlaştırılması amacına hizmet etmektedir. Bunun yanı sıra, 2010/4 sayılı Tebliğ’de yer alan ciro eşiklerinin artırılmasının, Türk Lirasının döviz karşısında değişen değerinin Tebliğin amaçladığı ciro eşiklerini karşılaması ihtiyacı sonucu olduğu da düşünülmektedir.

Bu makalemizde, 2022/2 sayılı Tebliğ ile Birleşme ve Devralma rejiminde yaşanan değişiklikler; (i) 2022/2 sayılı Tebliğ ile Gelen Geçiş Döneminin Ara Dönemde Yapılacak İşlemlere Etkisi (ii) Teknoloji Teşebbüslerine Yönelik Getirilen Yeni Düzenlemelerin Mevcut Rejime Etkisi (iii) İlgili Kılavuzlarda Yapılan Değişiklikler ve (iv) Yeni Bildirim Formu ile Bildirim Usulünde Yaşanan Değişiklikler olmak üzere dört ana başlıkta değerlendirilecektir.

(i) 2022/2 sayılı Tebliğ ile Gelen Geçiş Döneminin Ara Dönemde Yapılacak İşlemlere Etkisi
Birleşme ve Devralma işleminin tam anlamıyla hukuki sonuç kazanabilmesi için birbirine bağlı birden fazla işlemden oluşan ardıl tüm işlemlerin koordine bir şekilde hayata geçmiş olması gerekir. Birleşme ve Devralma sürecinin tamamlanabilmesi için önemli bir nokta da ilgili ülkenin rekabet otoritesinden alınan izin ve/veya bildirim aşamasıdır.

Birleşme ve Devralma işlemlerine ilişkin; 2010/4 sayılı Tebliğ uyarınca işlemin gerçekleşmesinden önce Rekabet Kurulu’ndan (“Kurul”) izin alınması gerektiği belirtilmekle birlikte, sürecin hangi aşamasında Kurul’a izin veya bildirim başvurusunda bulunulacağına ilişkin net bir ifade bulunmamaktadır; ancak, işlemin gerçekleşme tarihinin “kontrolün değiştiği tarih” olarak kabul edildiği belirtilmektedir. Her ne kadar 2010/4 sayılı Tebliğ kapsamında net bir zaman aralığı ifade edilmemiş olsa da konuya ilişkin 1997 yılından itibaren hem Kurul kararlarından hem de bildirim formlarında istenen belgelerin niteliğinden yola çıkılarak belirli uygulamalar oluşmuştur. Kurul’un bu doğrultudaki uygulamasına göre, 1997 yılında kabul edilen Tebliğ ile bildirim formlarında taraflar arasındaki anlaşmanın nihai hallerinin sunulması zorunlu kabul edilmişken, 2010/4 sayılı Tebliğ ile bildirim formlarından bu zorunluluk kaldırılmış ve Kurul kararları da bu duruma uygun olarak değişmiştir. 2010/4 sayılı Tebliğ ile bildirim formunda tarafların henüz imzalamadıkları ve taslak aşamasında olan Pay Satımı ve Devir Anlaşmaları, Niyet Mektupları ve ön protokol gibi belgelerin de kabul edildiği Kurul’un bazı kararlarında1 görülmektedir. Hatta Kurul’un Huntsman2 kararında bildirim formuna ek olarak eklenmiş işleme dair bağlayıcı olmayan ön protokolü ve kapanış işleminin Kurul tarafından verilecek olan izinden sonra gerçekleşeceğine yönelik bildirimi kabul ederek işlemin yapılmasına izin vermesi, Kurul’a yapılacak bildirimin kontrolün el değiştirmesinden önce olması halinde ne zaman yapıldığının her durumda değişebileceğini kanıtlar niteliktedir.

2022/2 sayılı Tebliğ ile Birleşme ve Devralma işlemlerinin hangi aşamada bildirilmesi gerektiğine ilişkin bir düzenleme gelmemiş ve değişiklik yapılan bildirim formunun 6. maddesinde 2010/4 sayılı Tebliğ ile aynı olan düzenleme korunmuştur. Bu tercihin bilinçli olduğu kanaatindeyiz. Şöyle ki, uygulama ve yargı kararlarıyla tarafların ister nihai isterse taslak halindeki Pay Satımı ve Devri Anlaşmaları, Niyet Mektupları gibi tarafların işleme ilişkin iradesini ortaya koyan belgeleri sunmakta tanınan zamansal özgürlüğünün devam ettiği anlaşılmaktadır.

2022/2 sayılı Tebliğ içerisinde 2022/2 sayılı Tebliğ’in yayınlanmasından itibaren 2 ay sonra (04 Mayıs 2022) yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. Bu durum yapılacak Birleşme ve Devralma işleminin hangi zaman içinde kontrol değişikliğinin gerçekleşeceğine göre bildirime tabi ciro eşiklerinin de değişmesi sonucunu doğuracaktır. Bir başka deyişle, bir Birleşme ve Devralma işlemine ilişkin kontrol değişikliği;
  • Bu 2 aylık süre içerisinde gerçekleştirilecek ise değişiklikten önceki ciro eşiklerine,
  • 2 ay sonra gerçekleşecek ise 2022/2 sayılı Tebliğ ile getirilen ciro eşiklerine göre
İşlemin bildirime tabi olup olmadığına karar verilmesi gerekecektir. Ayrıca; belirtmek gerekir ki bu sürenin tespitinde uygulamada “kapanış” olarak adlandırdığımız kontrol değişikliğinin gerçekleştiği tarih önemli olmakta, bundan önce Birleşme ve Devralma süreci içerisinde gerçekleşen işlemlerin ne zaman gerçekleştiği önem arz etmemektedir.

Tüm bunlar ışığında 2022/2 sayılı Tebliğ ile gelen 2 aylık sürede devam eden bir Birleşme ve Devralma işleminin imza aşamasının tamamlanmasını müteakip ister 2 ay bekleyerek yeni Tebliğ eşiklerine göre isterse de 2 ay beklemeden eski eşikler dahilinde bildirimin gerçekleştirilebileceği kanaatindeyiz. Ancak; eğer ki işlem yeni ciro eşiklerinin altında ise 2 aylık sürenin beklenmesi ve Kurul’a bildirim yapmaksızın işlemin gerçekleştirilmesi operasyonel açıdan emek ve zaman gerektiren bildirim sürecini işlem kapsamından çıkartacaktır.

(ii) Teknoloji Teşebbüslerine Yönelik Getirilen Yeni Düzenlemelerin Mevcut Rejime Etkisi
2022/2 sayılı Tebliğ, daha önceki tebliğlerde doğrudan tanımlanmayan teknoloji teşebbüslerine ve bu teşebbüslere ilişkin gerçekleşen Birleşme ve Devralma rejimlerine ilişkin yeni düzenlemeler getirmiştir. Hızla büyüyen teknoloji sektörü piyasaya yeni oyuncuların da katılımıyla giderek gelişmekte ve rekabetçi yapısını güçlendirmektedir. İşte bu sektördeki hızlı ve rekabetçi gelişim bazı büyük aktörlerin piyasaya giren yeni “start-up” veya küçük çaplı aktörlere yönelik devralma girişimleriyle baltalanıp kesintiye uğrayabilmektedir. Bu gibi öğretide “öldürücü devralma” olarak adlandırılan işlemleri bertaraf edebilmek ve rekabetçi yapının sekteye uğramasının önüne geçebilmek amacıyla mehaz AB hukuku ve diğer devlet iç hukuklarında belirli ek kontrol mekanizmaları geliştirilmiştir.

2022/2 sayılı Tebliğ ile getirilen yeni kontrol rejimi aslında yukarıda ifade bulan teknoloji sektöründeki hızlı gelişimin kesintiye uğramasını önlemek ve mehaz hukuk dallarıyla uyumlu bir düzen tesis etmek amacıyla getirilmiştir. Getirilmiş olan bu yoğunlaşma kontrol rejimi kapsamında, Türkiye coğrafi pazarında faaliyet gösteren ve Türkiye’deki kullanıcılara hizmet sunan dijital platformlar ile yazılım ve oyun yazılımı, finansal teknolojiler, biyoteknoloji, farmakoloji, tarım kimyasalları ve sağlık teknolojileri alanlarında faaliyet gösteren teşebbüsler bakımından gerçekleşen Birleşme ve Devralma işlemlerinde 2022/2 sayılı Tebliğ ile getirilen 250 milyon TL ciro eşiği aranmayacaktır. Getirilmiş olan bu düzenlemenin, start-up seviyesinde olup ilgili sektöre giriş yapan teşebbüslerin piyasadaki diğer oyuncularca hemen devralınarak piyasadan çıkarılması ve yeterli ciroları sağlamadığı için bu işlemin denetimden geçmemesi riskine karşı bir kontrol mekanizması olarak getirildiği kanaatindeyiz.

(iii) İlgili Kılavuzlarda Yapılan Değişiklikler
2022/2 sayılı Tebliğ ile yapılan değişiklikler kapsamında 2010/4 sayılı Tebliğ’e uygun olarak hazırlanmış Yatay Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz (“Yatay Kılavuz”) ve Yatay Olmayan Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz’da (“Yatay Olmayan Kılavuz”) bazı değişiklikler yapılmıştır. İlgili değişiklikler genel anlamda Kurul kararlarıyla uygulamada yer etmiş birçok hususun kılavuzlara eklenmesi şeklinde mevzuat ile uygulamanın örtüşmesine yönelik olup, ek olarak özellikle teknoloji ve inovasyona dayalı Birleşme ve Devralma işlemlerine ilişkin analizler kılavuzlara eklenmiştir.

Yatay Kılavuz’a,
  • Pazar tanımlarında özellikle potansiyel olarak rekabet eden tüm rakipler arasındaki rekabetçi ilişkinin potansiyel rekabet kavramı altında tanımlanması;
  • Farklılaştırılmış ürünlerin söz konusu olduğu pazarlarda, rekabetin yakınlığı analizinin esas alınması;
  • İnovasyon ve tüketici verisi ile bağlantılı etkiler başlığı altında dijital pazarlardaki Birleşme ve Devralma işlemlerinde kullanıcı sayıları, ziyaret sayıları, ağ etkileri, sahip olunan ekosistemler ve verilerin kapsam ve boyutu şeklindeki unsurların analizlerin temel odağını oluşturması;
  • Birleşme taraflarından birinin yeni kurulması halinde yapılacak incelemede mutlaka öldürücü devralma teorisi ve potansiyel rekabet zarar teorisi çerçevesinde bir inceleme yürütülmesi gibi
ve benzeri birçok hususta aslında Kurul kararlarıyla ortaya konmuş ilke, kriter ve yöntemin detaylandırılarak eklendiği görülmektedir.

Yatay Olmayan Kılavuz’a ise Yatay Kılavuz’da yapılan değerlendirmelere atıfla dijital pazarlara ilişkin güncellemeler başta olmak üzere, dikey ve çok pazarlı birleşme işlemlerinin değerlendirilmesine ilişkin hususlarda öngörülen değişiklikler ve tek taraflı ve koordinasyon doğurucu etkiler konularında eklemeler yapılmıştır.

Tüm değişiklikler göz önüne alındığında aslında Kurul kararlarıyla uygulamaya kazandırılmış teori ve içtihatların ilgili oldukları kılavuzlara eklenmek suretiyle mevzuatsal bir temel ve bütünlük kazandığı sonucuna varılmalıdır.

(iv) Yeni Bildirim Formu ile Bildirim Usulünde Yapılan Değişiklikler
2022/2 sayılı Tebliğ ile yapılan bir diğer önemli değişiklik ise Kurul’a yapılan bildirimlerdeki bildirim formunun değişmesidir. Kurum’un internet sitesinde yapılan açıklamada bildirim formunda yapılan değişikliklerin ilerleyen dönemde bildirimlerin yalnızca elektronik ortamdan iletilmesine elverişli bir yapıya bürünmesi ve uzmanların ilgili işlemlere ilişkin bilgilere daha kolay erişeceği bir sistematiğe bürünmesi için gerçekleştirildiği ifade edilmiştir.

2022/2 sayılı Tebliğ ile bildirim formlarının e-Devlet üzerinden de gönderilebileceğine ilişkin eklenen ibare halihazırda uygulamada gerçekleşen bir durumun kanuni bir dayanak kazandırılması şeklinde yorumlanmaktadır. Yeni bildirim formu taslağına bakıldığında özellikle formun şekli açıdan tablo doldurma modeline büründüğü ve önceki uygulamada her bir firmanın soruları kendi oluşturacağı format özelinde cevaplandırma özgürlüğünden ziyade, form içerik ve cevaplandırma şekli olarak yeknesak bir uygulamaya dönüştürülmeye çalışıldığı görülmektedir. Bildirim formuna eklenen ticari sır niteliğindeki bilgilerin kırmızı renklendirme ile gösterilmesi uygulaması da yine uygulamadaki farklı yöntemlerin yeknesaklaştırılması adına tercih edilen bir değişiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeni bildirim formunda belki de yapılan en faydalı değişiklik istenilen bilgilerin başlıklar halinde sistematikleştirilmesi ve bu bilgilerin örnek şema ve dipnotlarla da detaylıca açıklanmasıdır. Bunun yanı sıra, formun eski halinde yalnızca belirli pazar paylarının aşılması halinde (etkilenen pazarlar bakımından, yatay işlemlerde toplam pazar payının %20’yi, dikey işlemlerde ise taraflardan birinin pazar payının %25’i) doldurulacak olan uzun form bilgileri, başka bir deyişle, eski formda Bölüm 6,7 ve 8 altında istenen bilgiler, bundan sonra, Türkiye’de etkilenen pazarın bulunduğu her birleşme ve devralma işlemi için doldurulacak ve Kurum’a sunulacaktır. 2022/2 sayılı Tebliğ’in ekindeki yeni form yapısından da görülebileceği üzere, yeni formdaki “Bölüm 3.9 ve 3.20” arasındaki bölümler eski formdaki “Bölüm 6,7 ve 8” altında talep edilen bilgileri, daha da detaylı olarak talep etmektedir. İlaveten, formda iletişim bilgileri istenen teşebbüslerin sayısı artırılmış ve işlem taraflarının tedarikçileri ve pazara yeni giren teşebbüslerin dahi iletişim bilgilerinin sunulması gerektiği düzenlenmiştir.

Yeni bildirim formunu incelediğimizde Kurum’un internet sitesinde belirttiği amaçlara uygun bir çalışma yürütüldüğü ve denildiği gibi formun ileride sadece elektronik ortamdan gönderilmeye müsait, yeknesak ve sistematik bir yapıya kavuşturulduğu kanaatindeyiz.

Sonuç
2022/2 sayılı Tebliğ ile Birleşme ve Devralma rejiminde yapılan değişiklikler, aslında 10 senelik uygulamayla edinilmiş öğretilerin, değişen döviz endeksinin, güncelleşen mevzuatların, teknolojik gelişmelerin ve küreselleşmenin mevzuata yansıtılmasıdır. Bu değişikliğin gerçekleştirilmiş olmasının özellikle de uygulamayla edinilmiş kavram ve ibarelerde yeknesaklık oluşması ve gelişen koşullara adapte olunması açısından oldukça önemli ve kanaatimizce yerinde değişikliklerdir.

Teknoloji Teşebbüslerine ilişkin getirilen tanım ve uygulamadaki denetimin ise yerindeliğini ancak bunlara ilişkin uygulama yerleştiği ve Kurul’un bakış açısı anlaşıldığı takdirde değerlendirmek mümkün olacaktır.

2022/2 sayılı Tebliğ’e buradan ulaşabilirsiniz.
Birleşme ve Devralmalar Hakkında Kurum tarafından Kılavuzlarda yapılan değişikliğe ilişkin açıklamaya buradan ulaşabilirsiniz.
2022/2 sayılı Tebliğ’e ilişkin ön açıklamamıza buradan ulaşabilirsiniz.

MORAL & PARTNERS
Duygu Bozkurt Kadirhan, Kıdemli Avukat
Işılay Işık, Avukat
Deniz Yontuk, Stajyer Avukat



103.08.2011 tarih ve 11-44/1021-437 sayılı Kurul Kararı ve 22.09.2011 tarih ve 11-48/1212-425 sayılı Kurul Kararı
222.09.2011 tarih ve 11-48/1212-425 sayılı Kurul Kararı

Benzer Makaleler
Türk Borçlar Hukuku ve Ticaret Hukukunda, konsinye satış şartı ve konsinye satış sözleşmesi diye anılan sözleşme türü açıkça düzenlenmemiş bir kavram olup sözleşme serbestisi kapsamında uygulama ve öğretide gelişmiş, yargı kararları ve ikincil hukuk kaynaklarında sıkça ifade bulmuş bir kavramdır.
İnternet, günümüzde enformasyon ve iletişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmelerle birlikte, ekonomiye yön veren en önemli platformlardan biri haline gelmiştir.
Rusya ve Ukrayna arasında bir süredir gözlemlenmekte olan diplomatik gerginlik ve zıtlaşmaların yerini sıcak çatışma ve Rusya tarafından bazı Ukrayna topraklarının işgaline bırakması ile birlikte, Dünya ülkeleri bu duruma tepkiler göstererek Rusya’ya karşı çeşitli yaptırımlar uygulamaya başlamıştır.
2021 yılı, Türk Rekabet Hukuku bakımından birçok ilke imza atılan bir yıl oldu. Geçtiğimiz son 10 yıldaki gelişmelere kıyasla, 2021 yılında, sadece 1 yıl içinde, Türk Rekabet Hukuku uygulamasına, çeşitli içtihatlar ve mevzuat oluşumları aracılığıyla ciddi bir ivme kazandırıldı.
Türk Borçlar Kanununun en önemli düzenlemelerinden biri olan satış sözleşmelerinde üzerinde durulması gereken en önemli konu satışın yapılmasından sonra satılan üründe ayıp ortaya çıkması ve ayıp halinde alıcının hakları ile satıcının yükümlülüklerinin neler olduğudur. Bu yazımızda da özel olarak ayıp halinde tarafların hak ve yükümlülükleri ile bunlar için düzenlenmiş şekil şartlarından bahsedilmektedir.
İstem konusunun bölünebilir olduğu durumlarda tamamının değil, yalnızca belli bir kesiminin dava edilmesi halinde kısmi dava söz konusu olmaktadır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 107. maddesinde yapılan düzenleme ile talep sonucunun belirlenemediği hallerde kısmi davaya nazaran daha kolay bir yol olan belirsiz alacak davası seçeneği getirilmiş, böylelikle alacaklıya, alacağının belirlenebilen kısmı üzerinden harç yatırarak açacağı dava kapsamında karşı tarafın iznine veya ıslah yoluna başvurmasına gerek olmadan talep sonucunu kesin olarak belirleme olağanı tanınmıştır.
Ticari hayatta teşebbüsler, faaliyet içerisinde bulunduğu diğer sektör oyuncularından olan alacaklarını tahsil etmek adına alacaklarını taşınmaz ipoteği ile teminat altına alma yöntemini sık sık tercih etmektedir.
“Takas Edilemez/Değiştirilemez Jetonlar’ın ("NFT"- Non-Fungible Token) kullanımının blok zincir teknolojisi ile yaratıcı fikri mülkiyeti birleştirmede kazandığı popülerlik günbegün artmaktadır.
Ticari hayatta teşebbüslerin faaliyetlerini baskı altında olmaksızın serbesti ile gerçekleştirebilmesi, teşebbüslerin bulunduğu pazardaki varlığını koruyabilmesinin yanında son alıcı olan tüketicilerin adil fiyatlandırma ve kaliteli ürün dengesinde piyasaya sunulmuş son üründen faydalanabilmesi açısından da önem taşımaktadır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın (“Bakanlık”) İş Yerlerinde Covid-19 Tedbirleri başlıklı duyurusu (“Duyuru”) 3 Eylül 2021 tarihinde Bakanlık internet adresinde yayımlanmıştır.
Yazımız kapsamında, En Çok Kayrılan Müşteri koşulunun tanımı ile ticaret hayatındaki temel fonksiyonu ve Türk Rekabet Hukuku kapsamındaki yeri değerlendirilecektir.
Bu makale İcra ve İflas Kanunu’nda Değişiklik Yapan Torba Kanu’nun ne getirdiğine değinmektedir.
2019 yılı Aralık ayından beri hayatımızda yer alan Koronavirüs (“Covid-19”) ile birlikte maskeli, sosyal mesafeli yaşam tarzı yeni normal haline geldi.
Avrupa ve Amerika’da yaklaşık kırk yıla yakın bir süredir uygulanan uyuşmazlık çözüm yöntemi olan arabuluculuk kurumu günümüzde ülkemizde de en sık kullanılan alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden birisidir.
Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Konvansiyonu’nun (“Singapur Konvansiyonu/Konvansiyon”) Onaylanması Hakkında Karar (“Karar”), 22 Nisan 2021 tarihli ve 31462 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Karar ile beraber, Konvansiyon’a ilişkin iç hukuk onay süreci tamamlanmış olup; Türkiye’nin onayı, 22 Ekim 2021 tarihine kadar Birleşmiş Milletler’in New York’ta bulunan merkezine tevdii edilecektir.
Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun (“Kanun”), 19 Aralık 2018 tarihli ve 30630 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun uyarınca, arabuluculuk ile ilgili oldukça önemli düzenlemeler mevcuttur. 1 Ocak 2019 tarihi itibariyle yürürlüğe girecek olan düzenleme uyarınca konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerine ilişkin ticari davalarda arabuluculuk dava şartı haline getirilmiştir.
“Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara (“Karar”) İlişkin Tebliğ’de (Tebliğ No: 2008-32/34) (“Tebliğ”) Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2018-32/51)” (“Değişiklik Tebliği”) 6 Ekim 2018 tarihli ve 30557 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Kaynağını İsviçre Federal İcra ve İflas Kanunu’ndan alan ve yürürlüğe girdiği 1932 yılından beri metninde birçok kez değişiklikler yapılan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda Türkiye’de toplumsal ihtiyaçların değişmesi ve genel ekonomide meydana gelen gelişmeler sebebiyle, mali yönden güçlük yaşayan şirketlerin faaliyetlerinin devam etmesi bir başka deyişle iflas etmelerinin önüne geçilmesi amacıyla bazı kurtuluş çarelerine yer verilmişti. Bunlara örnek olarak “mal varlığının terki suretiyle konkordato”, “iflasın ertelenmesi” ve “uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma” verilebilir. Her ne kadar kanunda birden fazla kurum yer alsa da, özellikle “iflasın ertelenmesi” dışındaki kurumların işleyişine ilişkin maddelerin süre ve usul bakımından uygulanmasında yaşanan zorluklar sebebiyle ticari anlamda güç durumda olan tacirler son yıllarda sadece “iflasın ertelenmesi” kurumuna başvurmakta idi. Bu kurum yıllar geçtikçe amacından sapmış ve erteleme talep eden tacirin mali durumunu iyileştirmekten çok, alacaklıların alacaklarına kavuşmasına engel olan ya da sürüncemede bırakan bir kurum haline gelmiştir.
Elektronik ticaretin günümüzdeki önemi tartışılmaz. E-ticaret hacminin gittikçe arttığı bugünlerde, e-ticaret işlemlerinde Rekabet Hukukunun da geliştiğini görüyoruz.
Çeşitli gelişmeler karşısında ülke ekonomisinin büyüme hızını arttırmak ve bu suretle kalkınmasını sağlamak için dünyadaki ekonomik ve politik riskler ile yakın coğrafyamızda yaşanan bölgesel olayların ekonomi üzerindeki muhtemel etkisini bertaraf etmek ve müteşebbislerin iş ve yatırım kararlarına daha sıhhatli bir şekilde odaklanmalarına imkan sağlamak, AR-GE faaliyetlerinin desteklenmesi ve ülkemize yönelik yatırımların arttırılması amacıyla, özel sektörün kamuya olan borç yükünün azaltılarak borçlara taksitle ödeme imkanları getirilmekte ve ihtilafların sulh yoluyla sonlandırılmasını ve vergi incelemesinde olan konuların dava yoluna gidilmeksizin çözümlenmesini sağlamak üzere çeşitli düzenlemeler yapılmaktadır.
Yüzyıllardır Aile Şirketlerinde sürdürülebilirliği sekteye uğratan faktörlerden başlıcası hissedarlar arası uyuşmazlıklar olmuştur. Aile büyüdükçe hissedarlık tabanının da genişlemesi, daha fazla hissedar ve daha fazla çatışan görüş ortaya çıkaracaktır. Genişleyen hissedarlık yapısı içerisinde hissedarlardan birisinin payını 3. kişiye devir suretiyle çıkış planı gibi iradi sebepler ya da hissedarlardan birisinin kaybı, boşanması veya payının cebri icra yolu ile alacaklı bir başka kurum ya da kişiye intikali neticesinde Şirketin kurumsal yapısı ile bağdaşmayabilecek hissedarların Şirkete girişinin önü açılabilecek; Şirket operasyonlarını etkileyebilecek kilit durumlar dahi ortaya çıkabilecektir. Şirketler nezdinde gerek iradi gerekse irade dışı pay devirlerine karşı getirilecek bazı sınırlamalar veya mevzuatın çok başvurulmayan bazı enstrümanları Aile Şirketlerinde hissedarlık yapısının korunması ve Şirketin sürdürülebilirliğe giden yolda ilerleyişini kolaylaştırmaktadır.
Son yıllarda en büyük şirketlerden küçük işletmelere kadar hedef ayırt etmeksizin giderek artan siber saldırıların global olarak yol açtığı zararların 2021 yılından itibaren yıllık 6 trilyon dolara çıkması beklenmektedir. İletişim, hizmet ve para akışının sanal ortama taşındığı dünyamızda hem özel sektör hem de kamu kurum ve kuruluşları için siber tehditler varlığını giderek daha fazla hissettirmektedir.
Mali Suçları Araştırma Kurulu (“MASAK”) tarafından hazırlanan Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcıları İçin Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Yükümlülüklere İlişkin Temel Esaslar (“Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcıları Rehberi”) 4 Mayıs 2021 tarihinde MASAK internet adresinde yayımlanmıştır.
İlk kez 2020 arifesinde rapor edilen ve 2020’nin ikinci çeyreğine girilmesiyle bir pandemiye dönüşen COVID19 toplumları her seviyede etkileyerek yaşam tarzlarını ve iş yapma süreçlerini sekteye uğrattı, zaman zaman askıya alınmasına sebep oldu, ya da hızlı bir değişime zorladı.
Tüm Dünyayı ve dolayısıyla da ülkemizi de etkisi altına alan ve özellikle de perakende, lojistik, sağlık, otomotiv, tekstil gibi sektörlerin işleyişinde ve sürekliliğinde aksamalara sebep olan COVID-19 salgınından en çok etkilenen sektörlerin başında perakende sektörü gelmektedir.
COVID-19 salgını çerçevesinde alınması gereken acil durum önlemleri kapsamında icra ve iflas işlemleri yönünden de tedbir alınması gerekmiş, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (“Kanun”) “II-FEVKALADE HALLERDE TATİL” üst başlığını taşıyan, “İcra takiplerinin durdurulması halleri” başlıklı 330. maddesindeki “Salgın hastalık, umumi bir musibet veya harb halinde Cumhurbaşkanı karariyle memleketin bir kısmında veya bazı iktisadi zümreler lehine muayyen bir müddet için icra takipleri durdurulabilir.”
Korona virüs, evrensel adıyla COVID-19 (“Korona virüs”), 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde ilk kez görülmesinden bu yana hızlı yayılmasının önlenmesi amacıyla seyahat politikalarının gözden geçirmesi, üretim kesintileri, karantina uygulamaları, ülkesel olağanüstü hal kararları gibi tedbirler sebebiyle iş hayatını çok kısa zaman içerisinde olumsuz olarak etkilemiştir.
16.03.2020 tarihli yayınımızda da belirtmiş olduğumuz üzere Korona virüs evrensel adıyla COVID-19 (“Korona virüs”) salgınının en önemli izdüşümlerinden birisi işçi – işveren istihdam ilişkisinde kendisini göstermektedir.
Evrensel adıyla COVID-19 (“Koronavirüs”) olarak bilinen Koronavirüs’ün sebep olduğu salgın hastalık, 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde ilk kez görülmesinin ardından kısa bir zaman içerisinde tüm dünyayı hem sağlık hem de ekonomik anlamda etkisi altına almıştır.
Korona virüs salgınının global etkisi, küresel krize neden olabilecek nitelikteki çeşitli alan ve sektörlerde yarattığı olumsuz yansımalar, şirketlerin ticari anlaşmaları ve edimlerin ifası yönünden oldukça önemli sonuçlar doğurmaktadır.
COVID-19 (“Koronavirüs”), tüm dünyayı etkisi altına almaya devam etmektedir. Ticaret dünyasında covid-19 salgının olumsuz yansımalarını en derinden hisseden alanlardan birisi perakende sektörüdür.
Covid-19 Salgın sürecinde gerek işverenler gerek ise sağlık kuruluşları tarafından birtakım önlemler alınmakta olup pandemi ile mücadele edilmesi sebebiyle, özellikle sağlık verileri başta olmak üzere pek çok kişisel verinin işlenmesi zaruri hale gelmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü (“DSÖ”) tarafından 11.03.2020 tarihinde “Pandemi (salgın)” olarak nitelendirilen Covid-19 virüsünün (“Koronavirüs”) işveren-çalışan ilişkilerini üst düzeyde etkilediği şu günlerde, her çalışan ve işverenin gündemine aldığı konulara dair değerlendirmelerimizi sıkça sorulan sorular formatında bu yazımızda paylaşıyoruz.
COVID-19 salgını sebebiyle alınması gereken acil durum önlemleri kapsamında icra ve iflas hukuku işlemleri yönünden 2279 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile tedbirlerin usul hukukuna ve diğer uygulamalara etkileri bakımından ise 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 20.12.2009 tarihli 5941 sayılı Çek Kanunu’na Geçici 5. Madde eklenerek önemli yenilikler getirilmiştir.
COVID-19 salgını sebebiyle alınması gereken acil durum önlemleri kapsamında ülkemizin de içerisinde bulunduğu süreç sebebiyle birçok konu başlığı yönünden gerekli önlemler alınmış olmakla birlikte, çalışan ve işveren ilişkileri de alınan işbu önlemlerden etkilenmiştir.
Bilindiği üzere, sosyal medya konusundaki yasal düzenlemeler Türkiye’nin gündeminde her zaman önemli bir yere sahip olmuştur.
Teknoloji hayatımızda gün geçtikçe daha büyük bir yer kaplamakta. Bu sayede, artık en basit günlük alışverişlerimizi bile internet üstünden sağlamaya başladığımız yadsınamaz bir gerçek haline geldi. Bu doğrultuda, erişilebilirlik, hız, çeşitlilik gibi kavramlar yaşantımızın daha da önemli bir parçası oldular.
Şirket hisselerin devrinde olduğu gibi ticari hayatın süregelen akışında gerçekleşen işlemlerde vergisel boyut oldukça önemli bir yere sahip olup ticari hayatta atılacak adımlar vergisel anlamdaki sonuçları ile değerlendirilmektedir. Şirket hisse devirlerinde ortaya çıkan kazancın vergisel sonucunu hissedar lehine çevirmek için mevzuat düzenlemeleri dikkatle incelenmeli ve atılacak adımlar buna göre belirlenmelidir.
Günümüzde tüketiciler, satın aldıkları araçlar ile ilgili olarak karşılaştıkları arızaların yetkili servisler tarafından giderilmesini istemektedirler. Ancak, yetkili servisler tarafından bu talepleri yerine getirilmediğinde Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu’ndan doğan seçimlik haklarını kullanmak maksadıyla yasal yollara başvurmaktadırlar. Bu haklarından bir tanesi de aracın ayıpsız misliyle değişimi yani yenisiyle değiştirilmesidir. İşte tam bu noktada önemle belirtmek gerekir ki, tüketicilerin her araç arızasında bu seçimlik haklarını kullanabilecekleri hatasına düştüklerini ve akabinde yargılama sonrasında hayal kırıklığına uğradıkları gözlemlenmiş olup, tüketicilerin bu haklarını hangi şartlar altında kullanabilecekleri ve aracın yenisi ile değişimine ilişkin hakkın kapsamına değinmek gerekmektedir.
Şirket kapanışı, bir şirketin tasfiye sürecine girmesiyle başlayıp Ticaret Sicilinden terkini ile son bulmaktadır. Tasfiye sürecine giren şirketler, birçok alanda farklı prosedürleri tamamlamakla yükümlü olup işbu Bilgi Notu şirketlerin tasfiye sürecinde Şirketler Hukuku ve İş Hukuku açısından göz önünde bulundurulması gereken hukuki risk ve unsurlara ilişkin olup genel bilgilendirme niteliğindedir. İşbu Bilgi Notu iki bölümden oluşmakla beraber ilk bölümde tasfiye süreci Şirketler Hukuku açısından, ikinci bölümde ise İş Hukuku açısından ele alınacaktır. Ayrıca, işbu Bilgi Notu’nun devamında “şirketin kapanmasına” ilişkin ifadeler hukuki olarak şirketin tasfiyesi olarak anlaşılmalıdır.
Taraflar, sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ifa etmemelerinin önüne geçmek amacıyla sözleşmeyle ceza koşulu kararlaştırılabilir. Sözleşmede kararlaştırılacak ceza koşuluyla taraflar, ortaya çıkacak riskleri en aza indirgemeyi ve ifa alacaklısının korunmasını amaçlamaktadır.
Son yıllarda artan ivmeli gelişimi ile perakende sektörünün lokomotifi haline gelen Alışveriş Merkezleri(“AVM”), ülkemiz ekonomisi içinde önemli bir rol oynamaktadır. Ülkemizde AVM’ler yakaladığı giriş sayısı ve harcama miktarları ile ölçümlenen büyüme oranlarıyla Avrupa sıralamalarının da üst basamaklarında yer almaktadır. Bu gelişime paralel olarak, ülkemizde Avrupa Birliği müktesebatına uyum sağlanabilmesi ve perakende sektörü ile AVM’lerin de yasal düzleminin yaratılabilmesi için özel hukuki düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. Bu bağlamda öncelikle, 29.01.2015 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6585 Sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun (“6585 sayılı Kanun”) ile perakende sektöründe genel hukuki bir çerçeve oluşturulmuş, ileride çıkarılacak yönetmeliklere ilişkin altyapı oluşturulmuştur.
“Koronavirüs (“Covid-19”) tüm dünyayı etkisi altına almaya devam ederken ticaret dünyasında salgının olumsuz yansımalarını en derinden hisseden alanlardan birisi olan perakende sektörü, Covid-19 sarmalında çalışanların sağlıklarını koruma, müşterilerini memnun etme ve bu zorlu dönemi minimum kayıpla atlatma amacıyla kurguladıkları planları hukuk filtresinden geçirmeye de özen göstermek durumundadır.
Kurumsal Yönetim uygulamaları ve kurumsal yönetimin özümsenmesinin Şirketlerin sürdürülebilirliğine etkisi tartışmasız olmakla birlikte Şirketler nezdinde etkin uygulamalar, finansmana erişime de olumlu etki etmekte; finansmana erişim de sürdürülebilirliği dolaylı olarak desteklemektedir.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 367. maddesi uyarınca, anonim şirketlerde yönetim kurulu, hazırlayacağı ve yürürlüğe koyacağı bir iç yönerge ile şirketin yönetimine ilişkin birtakım yetkileri bazı yönetim kurulu üyelerine veya yönetim kurulu üyesi olmayan üçüncü kişilere devredebilmektedir.